Gönderen Konu: Türkiyede Çevre Sorunlarýna Yaklaþým  (Okunma sayısı 19706 defa)

Çevrimdışı fulya

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 32
    • Profili Görüntüle
Türkiyede Çevre Sorunlarýna Yaklaþým
« : 24 Mart 2007, 05:04:21 »
 
Batý ülkelerinin hýzlý bir geliþme ve yeni tekniklerin kullanýlmasý gibi ancak yüklü bir fatura ile çözebilecekleri çevre sorunlarý açýsýnda Türkiye’nin içinde bulunduðu, sanayileþmekte olan ülkelerin avantajlý bir konumda olduðu söylenebilir. Bu geliþmekte olan ülkeler, geliþmiþ olan ülkelerin karþýlaþtýðý sorunlardan ders alarak, doðayý bu denli tahrip etmemek için önlemler alarak sanayileþme yolunda ilerleyebilirler.

 

 

Türkiye’ de çevre kirlenmesi olgusu 1970’ lerin baþýnda gündeme girmiþtir. Bu yýllarda su, hava ve kara kirliliði baþlamýþ, sanayinin hýzla geliþtiði bölgelerde denetimsiz, plansýz ve hýzlý yerleþme, yanlýþ parselasyon ve aþýrý nüfus artýþýyla son yýllarda bu kirlilik giderek yoðunlaþmýþtýr. Su kirliliði sorunlarý ilk kez Haliç ile ilgili ortaya çýkmýþ, 1940’lý yýllarda bu konuda ilk bilimsel ölçümler yapýlmýþtýr. Haliç’ten sonra 1960’larýn ortalarýndan baþlayarak Ýzmir ve Ýzmit Körfezleri, 1970’li yýllarda da Mersin, Ýskenderun ve Edremit Körfezleri artan bir biçimde kirlenmeye baþlamýþtýr. Gene 1970’li yýllarda Porsuk, Simav, Ankara ve Sakarya Nehirleri ile Sapanca ve Tuz Göllerinde kirlenme saptanmýþtýr. Sularýmýzýn kirlenmesine paralel olarak su ürünleride pestisit (tarým ilacý) ve civa gibi aðýr metallerin birikimi sorunu ortaya çýkmýþtýr.

 

 

Türkiye’deki bugünkü hatalý geliþmenin nedeni þu þekilde özetlenebilir.

 

a- Sanayinin yanlýþ yer seçimini takip eden hýzlý ve saðlýksýz þehirleþme;

 

b- Alt yapýsý ve arýndýrma tesisleri olmayan sanayilerin atýk gazlarýný kontrolsüz þekilde atmosfere, atýk sularýný arýndýrmaksýzýn deniz ve nehirlere býrakmasý.

 

Sanayileþme sürecinde, turizm ve tarým sektöründe de çevre sorunlarýna olan kapalý gözlülük, geniþ potansiyele sahip tarým alanlarýnýn ve doða güzelliklerinin geleceðini önemli ölçüde etkilemiþ ve etkilemeye devam etmektedir.

 

- Türkiye’deki Deniz Kirliliðinin Boyutlarý

 

 

Çeþitli yollardan meydana gelin deniz kirliliði toplumlarýn korunmasý ve insanlýðýn geliþimi açýsýndan önemli geliþmeleri bünyesinde bulundurmaktadýr. Belirli

bir eko-sistem içinde yer alan toplumlar, kullandýklan üretim teknolojisi sonucu eko­dengeyi tahrip etmekte, kýsa dönemde geçimlerini saðlama endiþesi içinde, uzun vadede geleceðin birçok imkanlarýný yok etmektedirler.

 

 

Kirlenmenin en uygun olduðu deniz ortamý, insanlýðýn gelecekteki besin deposu olma özelliðini hýzla kaybetmektedirler. Denizlerin biyolojik olarak gelecek için olduðu kadar bugün içinde tehlikelidir. Kirlilik besin zinciri boyunca yürümekte ve insan dahil bütün canlýlara zarar vermektedir.

 

 

Demzdeki biyolojik hayatýn verimliliði ve sürekliliði sudaki oksijen ve ýsý miktarý ile su ýsýsýna baðlýdýr. Bu uç fiziki þartý belirleyen en kritik bölge ise yüzeyin ilk milimetreleridir. Bu bölgenin önemini þu þekilde açýklayabiliriz:

 

 

a- Suda oksijenin büyük çoðunluðu direkt olarak atmosferden gelir. Atmosferdeki oksijen miktarýnýn sudan daha fazla olmasý nedeni ile yavaþ yavaþ atmosferdeki oksijen deniz suyu içinde çözülür ve akýntýlar sayesinde denizin farklý derinliklerine daðýlýr. Bu atmosfer ile deniz arasýndaki oksijen deðiþimi ise deniz yüzeyinde gerçekleþir.

 

 

b- Sudaki besin zincirinin en alt tabakasý olan zooplanktonlar ve phitoplanktonlar fotosentez ile beslenir. Fotosentez için en gerekli öðelerden birisi ise güneþ ýþýðýdýr. Denize giren güneþ ýþýðýmn önüne ne kadar az bariyer çýkarsa, güneþ ýþýðýo kadar daha derine inebilir. Yani deniz yüzeyi ne kadar berrak ve temiz ise güneþ ýþýðýda o kadar derin bölgeye ulaþabilir.

 

 

c- Deniz suyu sýcaklýðý da eko-denge açýsýndan çok önemli bir unsurdur. Deniz suyu ýsýsým hem güneþ ýþýðýndan hem de atmosferden alýr. Atmosferle temas eden deniz yüzeyi atmosferin ýsýsým emer. Bu ýsý alýþveriþinin miktarý ise deniz yüzeyinin ilk milimetrelerindeki temizliðe baðlýdýr. Denizlerdeki kirlenme en yoðun deniz yüzeyinde görülür. Yukarda açýkladýðým nedenlerle bu bölgede görülen aþýrý kirlenme denizlerin soðuma kapasitesini zayýflatmakta, hava ve güneþ ile temas etmeyen denizde eko-denge bozulmaktadýr. Böylece denizlerin gelecekteki potansiyeli yitirilmektedir.

 

Deniz Kirliliðine Neden Olan Unsurlarýn Sýnýflandýrýlmasý

 

A- Denizin havadan kirlenmesi

 

Hava taþýtlarýnýn yaðlý atýklarý genelde açýk denize dökülmektedir. Ancak bu atýklarýn neden olduðu zararlar henüz çok önemli boyutlara ulaþmamýþtýr. Bu soruna en kýsa zamanda çözüm bulanacaðý umulmaktadýr.

 

        Denizin havadan kirlenmesinin en önemli nedeni ise sanayiler veya konutlar tarafindan oluþturulan hava kirliliðidir. Atmosfere býrakýlan zehirli gazlar ve moleküller (kükürt gibi) asit yaðmuru þeklinde deniz ve tatlý sularýmýza karýþmaktadýr. Asit yaðmuru, yaðmurun atmosferden geçerken karþýlaþtýðý gazlarla tepkimeye girerek bu doða açýsýndan zararlý olan molekülleri yeryüzüne geri indirmesidir.

 

 

B- Denizlerin denizden kirlenmesi

 

Deniz kirliliðine neden olan en önemli maddelerden biri akaryakýttýr. Denizlere akaryakýt sürekli olarak gemilerdeki kaçaklardan girmektedir. Bu kaçaktar az miktarda olduklarý için genelde ekosistemde çok ciddi bir soruna yol açmazlar. Henüz daha çok iyi bilinmeyen bir bekteri tarafindan bu az miktardaki petrol zararsýz hale getirilir. Asýl sorun deniz kazalan sonucu büyük miktarlarda denize dökülen akaryakýttan kaynaklanýr. Bu tarz kazalarýn en bilineni 24 Mart 1989’da Alaska’da Prince William Sound’da meydana gelen Exxon Valdez kazasýdýr. Bu kazada 10 milyon galonluk ham petrol okyanusa dokunulmuþtur. Bu kazada da gözlendiði gibi büyük miktarlardaki akaýyakýtýn denizlere dökülmesinde ki en büyük sorun kýyýlarda görülmektedir. Sahil yüzeyini kaplayan petrol kum ve taþlarda yaþayan midye gibi deniz canlýlarýnýn oksijene ulaþmasýný imkansýzlaþtýrdýðý için toplu ölümlere neden olur. Deniz yüzeyini kalýn bir tabaka halinde kaplayan petrol denizle atmosfer arasýndaki oksijen alýþveriþini engellediði için de deniz eko-sisteminde sorunlara yol açar. Ayrýca toksik özelliði olan petrol toplu balýk ölümlerine neden olur. Yüksek miktarda petrol sindiren balýklar, kendileri ölmese bile besin zincirindeki bir üst canlý (deniz memelileri, deniz kuþlarý ve insanlar gibi) tarafindan yenildiðinde bu canlýda da zehirlenmeye hatta ölüme neden olurlar. Exxon Valdez olayýnýn Türkiye’deki bir benzeri de 1979 yýlýnda Ýstanbul limanýnýn da patlayan Independenta tankeridir. Bu tankýn taþýdýðý petrol Ýstanbul Boðazýndan baþlayarak Marmara Denizi’nin büyük bir kýsmýna yayýlmýþtýr. Bu kazayý takiben de Marmara Denizi’nde büyük miktarlar da balýk olumu gözlenmiþtir.

 

 

C- Denizlerin karadan kirlenmesi

 

Karadan denize dökülen atýklar iki baþlýkta toplamak mümkündür: domestik atýklar ve sanayi atýklar.

 

Domestik atýklar daha çok arýtýlmaksýzýn denizlere dökülen kanalizasyon sulandýr. Bu kanalizasyon sularý organik madde içerirler. Bu organik maddeler suda bakteriler tarafindan kuþatýlýr, kararlý ve zararsýz inorganik bileþik haline dönüþtürürler. Bu iþlemi yapan bakteriler çoðunlukla aerob bakterilerdir ve sudaki oksijeni kullanýrlar. Ancak suda ne kadar çok organik madde varsa bu bakterilerin sayýlarýda o kadar artar ve dolayýsýyla sudaki oksijen miktarýda o kadar azalýr. Bu tarz kirliliðin çok uç olduðu bölgelerde sudaki bütün oksijenin tükendiði, dolayýsýyla toplu balýk ölümleri gözlenmiþtir. Oksijenin olmadýðý sularda tek yaþayabilen canlý anaerob bakterilerdir. Anaerob bakteriler artýk olarak sülfi~r ürettikleri için suda çok kötü bir kokuya neden olurlar. Bu tarz bir kirlenmenin sonuçlarýnýn Türkiye’deki en iyi örneði Haliç’tir. Sudaki bütün oksijenin bitmesiyle çoðalan anaerob baktenler Haliç’in o bildiðimiz kokusuna neden olmuþtur.

 

         Su kirliliðine neden olan en önemli sanayi dallarý, kaðýt, kimya, petrol ve demir­çeliktir. Bu sanayilerin deniz sularýna attýðý çözülebilen tuzlar, gazlar ve kimyasal maddeler organik moleküllerin arýtýldýðý gibi doðal yollarla arýtýlamazlar. Bu sanayi atýklar ayrýca kadmiyum, civa ve kurþun gibi zehirli metallerde içerirler.

 

        Sanayi tesislerinden denize verilen atýklar da, yarattýklarý kirlilik nedeniyle tüm dünyada önemle tartýþýlmaktadýr. Üretim teknolojisinin bir sonucu olarak, kullanýlan kimyevi maddeler deniz ortamýný hýzla bozmaktadýrlar. Geliþmiþ ülkelerde daha yoðun yaþanan bu sorun, bütün ülkeleri etkileyerek zarara sebep olmaktadýr. Geliþmiþ ülkelerde, temiz sanayiler kurarken, diðer yandan kirli sanayilerini geliþmekte olan ülkelere aktarmaya çalýþmaktadýrlar. Teknoloji ve yer seçimi son yýllarda her zamankinden büyük önem kazanmýþtýr. Sýnai atýklarýn çevreye verdiði zarar, sanayilerin ekonomiye yaptýklarý katkýlarýn bir kýsmýný getirmektedir. Karlýlýk hesaplarýna bu zararlar dahil edilmelidir. Tesisin kuruluþ aþamasýnda, venmiilik hesaplarýna, çevrenin nitelikleri de dahil edilip, yer ve teknoloji seçimi konusunda yeterli dikkat ve özen gösterildiði taktirde, ekonomik ve toplumsal maliyeti asgariye indirmek ve karlýlýðý azamiye çýkarmak konusundaki çalýþmalar baþarýya ulaþacaktýr.

 

 

Deniz kýyýlannda kurulu termik ve nükleer enerji santrallerimn, deniz eko­sisteminde dengesizliklere yol açtýðý kanýtlanmýþ bir olgudur. Enerji santralleri çevresinde, kondenserlerin soðutma suyunun devamlý olarak boþaltýlmasý yüzünden denizsuyu ýsýsý yükselmekte ve ortamýn doðal karakteriin bozulmasýna neden olmaktadýr. Böylece, bölgede eko-denge yok olmakta ve bu da pek çok canlýnýn kaybolmasýna yol açmaktadýr. Isýnýn yüksek Olduðu bu ortamda, yoksun türü bazý bitkiler hýzla çoðalmaktadýr. Deniz akarsu ve göllerdeki en belirgin kirlenme çeþitlerinden biri de iþte bu aþýrý üretim yani öttofikasyondur. Suyun, yeþil ve bulanýk bir renge dönüþmesine, kýyýlarda yosun birikmesine yol açar. Aþýrý ötrofikasyon durumunda, çok büyük miktarlarda yosun üremesi ve bu yosunlann dibe çöküp ayrýþmasý sonucu, dip sularýnda oksijen tükenir ve hidrojen sülfit gazý ortaya çýkar.

 

 

Akarsularda ve Çoðu denizlerde sular sürekli karýþtýðý için, ötrofikasyon olayý genellikle hidrojen sülfit gazýnýn çýkmasýyla sonuçlanmaz. Ancak Baltýk Denizi gibi yarý kapalý ve özel yapýsý nedeniyle sularýn fazla karýþmadýðý denizlerde ve önemli kanalizasyon girdisi olan çoðu körfez (Ýzmit Körfezi) ve göllerde ötrofikasyon; su ürünleri, turizm ve rekreasyon deðerlerinin yitirilmesiyle sonuçlanan önemli bir ekonomik sorun þeklinde ortaya çýkar.

 

 

Türkiye’de ötrofikasyonun en iyi örneklerinden biri Köyceðiz Dalyan Gölü’nde görülür. Uzunca bir kanalla Ege’ye baðlanan Köyceðiz Gölü’nün 30 metreye kadar varan dip sularý tuzlu; yüzey sularý ise tatlýdýr. Tanm alanlarýndan, yörenin kasaba ve köylerinin evsel atýklarýndan göle eklenen organik atýklar besleyici tuzlar nedeniyle, ciddi bir ötrofikasyon problemi ortaya çýkmýþtýr. Ege ile su alýþvenþiin hemen hemen hiç olmayýþý ve ölün yýllýk tatlý su girdisinin azlýðý nedeniyle gölün sularýnýn kendi kendini yenileme kapasitesi azdýr.

 

Besleyici tuzlann gölü zenginleþtirmesiyle artan alg (yosun) üretimi ve bu alglerinde dibe çöküp ayrýþmasýyla dipteki oksijen tüketilmektedir. Dolayýsýyla dipte hidrojen sülfit gazý birikmektedir. Bu zehirli gaz da suyun kanþmasýyla zaman zaman yüzeye çýkarak hem kötü kokulann yayýlmasýna, hemde Köyceðiz Gölü’nde balýk ölümüne neden olmaktadýr. Köyceðiz Gölü’ndeki ötrofikasyon sorunun çözümü için ya giren sudaki fosfat konsantrasyonu azaltýlmalý ya da suyun gölde kalýþ süresi kýsaltýlmalýdýr. Köyceðiz Gölü’nün su girdi ve akýntýsýný deðiþtirmek çok zor ve masraflý olacaðý için, yapýlmasý gereken göle giren fosfat konsantrasyonunu azaltmak olacaktýr. Uzun vadede, Köyceðiz Gölün’Deki akýntýnýn deðiþtirilmeside Ege denizinde artan bir kirliliðe sebebiyet verir.

 

 

Tarýmda kullanýlan zehirli ilaçlarýn, topraktan sulara karýþarak denizlere akmasý, bu tür maddelerin çok kullanýldýðý günümüzde, denizlerde tarýmsal kökenli bir kirliliðin gündeme gelmesine neden olmaktadýr. Örnek olarak Doðu Akdeniz’in tarým ilaçlarýyla kirlenmekte olan bir deniz olarak nitelendirilmesi verilebilir. Bu zehirli maddeler, balýklarýn vücudunda depolanarak, insanlarýn besin zincirine gitmektedirler. Bunu iki baþlýk altýnda incelemek mümkündür.

 

 

1. BÝYOLOJÝK BÝRÝKÝMÝ OLMAYAN MADDELER

 

            Bazý kirletici maddeler besin zincirlerinde birikirler, bazýlarý ise birikmezler. Bu iki grup madde arasýnda genel bir ayýrým yapmak gerekir. Cansýz çevreye çeþitli yollarla eklenen sentetik (insan yapýsý) maddeler ve diðer kirleticiler, çoðu kez havada ve suda iyice seyrehilerek organizmalara zarar vermeyecek düzeylere eriþirler. Pek çok kirletici madde, ya ortamdaki urkroskobik aynþtýrýcý organizmalarýn etkisiyle ya da ortamda doðal olarak yer alan fiziksel ve kimyasal iþlemler sonucu zararsýz veya daha az zararlý bir þekle çevrilir. Örneðin azotlu gübre fabrikalarýndan yan ürün olarak çýkan ve zehirli bir madde olan amonyak, suda okside olur; nitrit ve nitratlara dönüþerek kýsa zamanda zehirli olmayan bir þekle gelir.

 

       Bazý kirleticiler ise, ne ortamda seyreltilerek düþük yoðunluklara, ulaþabilir, ne de doðal yahut biyolojik yollarla zararsýz maddelere aynþtýrýlabilir. Bu tür maddelerin besin zincirlerinin deðiþik halkalarýnda bulunan tüketicilerin dokularýnda biriktiði görülür. Bazý kirleticilerin hava, su ve toprakta düþük miktarlarda bulunsalar bile, tüketicilerde giderek artan yoðunluklarda bulunmasý olayýna biyolojik birikim denir.

 

 

Biyolojik olarak biriktirilen maddelerin baþlýcalarý DDT, PBC gibi sentetik organik kimyasallar, bazý radyoaktif maddeler ve bazý aðýr metallerdir.

 

DDT ve türevi olan klorürlü hidrokarbonlar cinsinden tarým ilaçlarýnýn önemi, ekosistemlerde çok uzun süre kalma ve yayýlabilme özelliklerinden gelir. Ortamda çok uzun süre ayrýþmadan kalan bu dayanýklý tarým ilaçlarý, sonunda çeþitli yollardan sulara karýþýr; nehirlerle ve deniz akýntýlarýyla çok geniþ alanlara yayýlýrlar.

 

 

Türkiye denizlerinde yapýlan çalýþmalarda DDT ve benzeri tarým ilaçlarýnýn deniz balýklarýnda biriktiði gözlenmiþtir. Analizler sonucu elde edilen veriler ýþýðýnda, Karadeniz’in konu hidrokarbon insektisidleriyle kirlenmekte olduðu görülmüþtür. Yapýlan araþtýrma sonucunda en yüksek konu hidrokarbon deðerleri balýk yaðýnda saptanmýþtýr. Bunun da nedeni, DDT ve benzeri zehirlerin yaðdan çözünme özelliði taþýmasýdýr.

 

 

Genel bir ekolojik kural olarak, çeþitli zehirli maddeler; batýk, Karadeniz, Akdeniz gibi içdenizlerde, okyanuslardan daha yüksek konsantrasyonlana ulaþmaktadýr.

           

                    D-      KÝRLENME SORUNU ÝÇÝNDE GEMÝLERÝN PAYI

       Deniz kirlenmesinde gemilerin payýnýn önemi, büyük tankerlerin, kazalar ve karaya oturmalarý nedeniyle denize dökülen ham petrol ve türlerinin deniz yüzeyine yayýlarak sebep olduklarý kirlenmenin boyutlarý sayesinde anlaþýlmýþtýr. Dünya deniz taþýmacýlýðýnýn %60’ý petrol nakliyatýndan oluþmaktadýr. Bu tür nakliyatýn özelliði gereði, taþýnan yükün tamamý boþaltýlamamakta, bir miktar artýk, tanklann dibinde kalmaktadýr. Tankerler, balastlann %20’sini yarýþ limaný açýklarýnda denize basmakta ve kirlenmeye neden olmaktadýnlar.

          2.Biolojik Birikimi Görülen Maddeler

Deniz kirlenmesinde gemilerin payýnýn önemi, büyük tankerlerin, kazalar ve karaya oturmalarý nedeniyle denize dökülen ham petrol ve türlerinin deniz yüzeyine yayýlarak sebep olduklarý kirlenmenin boyutlarý sayesinde anlaþýlmýþtýr. Dünya deniz taþýmacýlýðýnýn %60’ý petrol nakliyatýndan oluþmaktadýr. Bu tür nakliyatýn özelliði gereði, taþýnan yükün tamamý boþaltýlamamakta, bir miktar artýk, tanklann dibinde  kalmaktadýr. Tankerler, balastlann %20’sini yarýþ limaný açýklarýnda denize basmakta ve kirlenmeye neden olmaktadýnlar.

 

                  3- DENÝZ KÝRLÝLÝÐÝ KONUSUNDA TÜRKÝYE’DEKÝ UYGULAMAYA BAKIÞ

              Deniz kirliliði konusunda, üzerinde önemle dunulmasý gereken dört genel husus vardýr. Bunlar.

 

- Deniz konusunda çeþitli mevzuat olmasýna raðmen, bunlar bir bütün halinde deðildir. Çevre sorunlarý ile karþýlaþtýrýldýðýnda mevzuat yetersiz ve uygulayýcýlar belirsizdir. Bunlarýn görev tanýmlarý ve ayrýmý açýk bir þekilde yapýlmýþtýr.

      Deniz kirliliðinin önlenmesi ve faaliyetlerin yönlendirilmesi bakýmýndan uygulanan baþlýca kanunlar; Hýfzýsýhha Kanunu, 1380 sayýlý su ürünleri ve limanlar kanunlarýdýr. Hýfzýsýhha Kanunu çok geniþ ilkelerden hareketle denetim yaptýðý için, uygulamada güçlükler doðmaktadýr. Saðlýða uygun olmayan her müessesenin kapatýlmasý, sorunlara etkin çözüm getirmemektedir. 1380 sayýlý Su Ürünleri Kanunu, bazý standartlar getirmiþ olmakla günümüzün yaklaþýmýna daha yakýn bir yöntem benimsenmiþtin. Ancak, konu çok yönlü olduðu için sade su ürünlerini korumak açýsýndan sorunun çözümü mümkün gönülmemektedir. Sanayinin; limanlarý ve denizi kirletmesinin ölçümleri yapýlmaktadýr ve çevre kinliliðini önleyecek zonlayýcý hükümler uygulamaya konmuþtur.

 

 

-                                       Teknoloji seçimi ve ithali..

 

Ulaþtýrma, sanayi ve tarýmda kullanýlan teknolojinin seçiminde maruz kalan çevrenin nitelikleri de dikkate alýnmalýdýr. Uygulamalarýn, maruz kalan çevrenin doðal, kimyasal ve fiziksel özellikleri, varolan kirlilik durumu ve yeni kirliliðin soðrulma durumu, deðiþik kullaným olasýlýklarý dikkate alýnarak deðerlendirilmelidir. Aynca nisbeten temiz yönelen için kademeli teknoloji politikasý uygulanmalýdýr.

 

Yen seçimi ve alan kullanýmý:

 

Ülkemizde sanayi alanlarý genellikle deniz kýyýlarýnda yoðunlaþmýþtýr. Bunun en önemli nedenlerinden biri, kýsa vadede karlýlýða öncelik verilmesidir.

 

Çevre Kanunu’nun deniz kirliliði karþý getirmiþ olduðu bazý yaptýrýmlar vardýr. Çevre Kanunu, deniz kirliliðinin önlenmesinde büyük önem taþýmakta olup, iyi uygulanmasýnýn sonuçlarý, denizlerimizin geleceðine yansýyacaktýr. Bu kanunun bazý maddeleri þöyledir:

 

 

Madde 2, bütün sahillenimizde, kanasulanýmýz ve iç sularýmýz olan Marmara Denizi, Ýstanbul ve Çanakkale BoðazÝarý’nda, liman ve körfezlerimiz, doðal ve suni göllenimiz ve akarsularýmýzda Madde 8’in getirdiði kirletme yasaðýna uymayan gemilenle deniz vasýtalarýna uygulanacak para cezalan ve faaliyetten men edilme durumlarýný açýklar.

 

 

Madde 26, belgeleme yükümlülüðünü yerine getirirken gerçeðe aykýrý belge düzenleyenlene, fiili daha aðýr bir cezayý gerektirmediði taktirde, bir yýldan üç yýla kadar hapis cezasýna hüküm olunacaðým belirtir.

 

 

Madde 8, Her türlü atýk ve artýðý, çevreye zarar verecek þekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve düzenlemelere aykýrý olarak doðrudan ve dolaylý biçimde alýcý ortama vermek, depolamak, taþýmak, uzaklaþtýnmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmayý yasaklar.

    Günümüzde hiç bitmeyeceðini sandýðýmýz canlý kaynaklarý yavaþ yavaþ tükenmekte, kendilerini doðal yoldan yenileyebilme kapasiteleni gittikçe azalmaktadýr.

 

1950 yýllarýndan itibaren baþlayan sanayileþme çabalarýnda çevre kirliliðinin gündeme getinilmediði açýktýr (son birkaç yýldýr gösterilen çabalar hariç).

 

Çevre sorunlarý, daha çok bölgesel çevre örgütlerinin sorumluluðuna býrakýlmýþtýr. Ancak, bu kuruluþlar, ülke çapýnda daðlýk bir görünüm arzetmektedirler.

 

 

Halen sanayileþme sürecini yaþamakta olan Türkiye, artýk çevre kirliliði sorununa duyarsýzlýk göstenmemelidir. Çünkü kaynaklarý savunganca kullanýlan doðal çevremizin, bundan sonra dýþa açýk sanayileþme çabalarý ile çok daha fazla kirletileceði dikkate alýnýrsa, önlem alýnmadýðý taktirde yakýn gelecekte, batýlý ülkelerin yaþadýðý ciddi sorunlardan uzaklaþmak mümkün olmayacaktýn. Bugün için Türkiye’de yapýlmasý gereken; sonradan düzeltmek zorunda kalýnacak bir sanayileþme ve çevre politikasý izlemek deðil, bu alanlarda önceden tedbir almaya dayalý stnatejilen takip etmektir.

 

 

Yeni teknolojilen, hýzlanan sanayileþme çevre sorunlarýnýn katlanarak büyümesine yol açmaktadýr. Bu sorunlar karþýsýnda özel uzmanlýk kapsamýnda hareket eden etkili bir örgüt oluþturarak, çözümler oluþturulmalýdýr. Bilimsel ve teknolojik geliþmeler ile ilgili araþtýrmalar, ön plana alýnarak bu çalýþmalarýn yerel yönetimler, sanayi kesimi ve kamuoyuyla birlikte ve dayanýþma içinde uygulamaya konmasý gerekmektedir.

 

 KAYNAKLAR

 

 

•   Kýþlalýoðlu Mine V Berkes, Fikret, 1994 Ekoloji ve Çevre Bilimleri, Remzi Kitapevi, Ýstanbul.

 

•    Kýþlalýoðlu, Mine V Berkes, Fikret, 1993 Ek~l~jj ve Çevre Bilimleri, Remzi Kitapevi, Ýstanbul

 

• Gross, Grant M.; 1992. Oceanography. Aview og Earth: Simon V Schuster Company, New Jersey.

 

•    Nur, Saygý


--------------------------------------------------------------------------------

 

 

KARADENÝZ VE ÇEVRE

      Günümüzde Karadeniz, denizi, karasý ve havasýyla bir bütün olarak çevre kirlenmesi felaketiyle karþý karþýyadýr. Öyle ki, bilim adamlarý durumu "kriz" olarak nitelemektedir. Bu "krizin" nasýl atlatýlabileceðine iliþkin bilimsel ve eylemsel çalýþmalar yapýlmaktadýr. Bu baðlamda, Karadeniz'in çevresel sorunlarýnýn ana nedenlerini araþtýrmak ve çözümler üretmek amacýyla biraraya gelen bölge ülkeleri, 21 Nisan 1992'de Bükreþ'te toplanarak "Karadeniz'in Kirlenmeye Karþý Korunmasý Sözleþmesi"ni imzaladýlar ve böylece olumlu bir adým attýlar. "Özellikle sšzleþmenin 4. maddesinde bu sözleþmeyi imzalayan 6 Ülkenin (Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya Federasyonu, Gürcistan) Karadeniz deniz çevresinin kara kökenli kaynaklar tarafýndan çeþitli maddelerle kirletilmesini önlemeyi ve ortadan kaldýrmayý taahhüt etmesi Ümit vericidir."   

     Bu geliþmenin ardýndan Karadeniz'in kirliliðe karþý korunmasý konusu, Rio '92 Dünya Çevre ve Kalkýnma Konferansý'nda Karadeniz'e kýyýsý olan ülkelerin Devlet, Hükümet Baþkanlarý ve Çevre Bakanlarý tarafýndan dile getirildi. Rio'dan sonra Karadeniz Ekonomik Ýþbirliði çerçevesinde pek çok ulusal ve uluslararasý projeler baþlatýldý. "Nisan 1993'te Odessa'da 6 Ülkenin çevre bakanlarýnca ortak bir politika bildirgesi (Odessa Bildirgesi) imzalandý. Bildirgede tüm sektörler, Karadeniz çevresini kurtarmaya ve korumaya yönelik ortak çalýþmalara katýlmaya çaðrýldý. Haziran 1993'te 6 Karadeniz Ülkesi hükümetleri, "Karadeniz Çevre Koruma Programý'na destek olunmasýný istediler. Program, Karadeniz ülkelerinin doðal kaynaklarýnýn daha fazla yok olmasýný önlemeye yönelik ortak giriþimlerini kolaylaþtýracak uluslararasý desteði saðlamaya dönük çalýþmalar yapmaktadýr. Bu doðrultuda bir Karadeniz Eylem Planý hazýrlanarak (30 Haziran 1996) imzaya açýldý. 6 Karadeniz Ülkesinin çevre bakaný tarafýndan 31 Ekim 1996'da Ýstanbul'da imzalanan "Karadeniz'in Ýyileþtirilmesi ve Korunmasý Ýçin Stratejik Eylem Planý'yla (KSEP) bu denizin çevresinde yaþayan milyonlarca kiþinin karþý karþýya bulunduðu yakýn tehlikenin giderilmesine çalýþýlýyor/çalýþýlacak. Plana göre, Karadeniz'de kýyýsý olan 6 Ülke, kendi ulusal eylem planlarýný hazýrlayacak ve yürürlüðe koyarak bu ortak yaþam alanýnýn sorunlarýnýn giderilmesine katkýda bulunacak. Türkiye'nin eylem planýný hazýrlayýp yürürlüðe koymasý, tüm çabalara karþýn, 2000'e sarkmýþ durumdadýr.

 

1-Su kirliliði bakýmýndan Karadeniz

 

    Yaklaþýk 460 bin km2 (Azak Denizi çýkarýlýrsa 422 bin km2) alaný kaplayan yarý kapalý, bir iç denizdir Karadeniz. En derin yeri 2212 metre, ortalama derinliði 1300 metredir. Toplam hacmi 537 bin km3'dÜr, bunun % 87-90'ý derin oksijensiz sularla kaplanmýþtýr. Acý su karakterindedir. Bu denize dökülen Avrupa ve Asya akarsularýyla birlikte Karadeniz havzasýnýn alaný denizin kendisinden 5 kat daha geniþtir ve yaklaþýk 2.2 milyon km2'dir.


      Karadeniz, bol yaðýþ alan bir bölgede bulunduðundan, az buharlaþtýðýndan ve karasal tatlý su girdileri fazla olduðundan, yüzey sularýndaki fazlalýðý Ýstanbul Boðazý aracýlýðýyla Marmara Denizi'ne akýtmaktadýr. Akdeniz'in tuzlu sularýndan bir miktarýný da, ters ve alt akýntý olarak Boðaz aracýlýðýyla almaktadýr.


      Karadeniz'e boþalan en büyük akarsular, Kýrým ve Romanya arasýndaki kuzeybatý sahanlýðýna açýlýrlar: Bunlardan Tuna Nehri'nin yýllýk ortalama debisi 4000-9000 m3/s arasýndadýr. Dinyester ve Dinyeper Nehirleri'nin debileri Tuna'nýn Üçte biri kadardýr. Türkiye'den akan nehirlerin debileri ortalama 100-600 m3/s arasýndadýr. (Bkz. þekil )

"Karadeniz'in 2.2 milyon km2 büyüklüðündeki toplama alanýnýn önemli bir kesimini oluþturan ve en yüksek kirlilik yükü payýna sahip olan Tuna Nehri'nin getirdiði organik madde yükü 1950'lerden beri 10 kat mertebesinde artmýþtýr. Zaitsev'in yaptýðý hesaplara göre elde edilen Tuna Nehri'ne ait yük tahminleri Tabloda verilmiþtir. (1992)

[img#http://st.fatih.edu.tr/~cenkakman/tablo10.jpg#]

Araþtýrmalara göre, bugün Karadeniz, kýyýlarýndaki 6 Ülke dýþýnda buraya akan nehirlerin geçtiði 11 ülkenin olumsuzluklarýnýn da etkisi altýndadýr. Kýta Avrupasý'nýn neden olduðu kirliliðin üçte biri Karadeniz'e ulaþmaktadýr: Burada baþ suçlu Tuna Nehri. Doðduðu Almanya'dan dökülmek için Karadeniz'e doðru -120'den fazla koldan gelen suyu da alarak yola çýkan Tuna Nehri, sanayileþmiþ ülkelerden, tarýmsal alanlardan ve yoðun yerleþim yerlerinden geçmektedir. Yaklaþýk 81 milyon nüfus barýndýran bu yerlerden, her yýl, 60 ton civa, 900 ton bakýr, 1000 ton krom, 4 bin 500 ton kurþun, 6 bin ton çinko, 60 bin ton fosfor, 340 bin ton azot ve 50 bin ton petrol kirliliði alarak Karadeniz'e getirmektedir. Gelen bu atýklar aþýrý miktarda azot ve fosfor içermektedir. Bu maddeler Karadeniz'in besin zincirini olumsuz yönde etkilemekte ve balýk üretiminde azalmaya yol açmaktadýr.Kaldý ki, Baltýk ve Kuzey Denizi'ni Karadeniz ve Akdeniz'le birleþtirmeyi hedefleyen Ren-Main kanalýnýn açýlmasýyla günde her iki yönde çoðu petrol taþýyan 4700 gemi seferine sahne olan Tuna Nehri, kýyýlarýnda yoðun sanayi tesisleri bulunan Baltýk Denizi'nin ve Ren'in kirliliðini de "ulaþým aðýnýn getireceði ulaþým kaynaklý ve taþýnan malzemelerden kaynaklanan kasýtlý veya kasýtsýz kirletici materyal" olarak Karadeniz'e taþýmaktadýr.

[img#http://st.fatih.edu.tr/~cenkakman/dr.jpg#]

Son 25 yýlda Tuna'daki nitrat birikimi 6 kat ve fosfat birikimi 4 kat artmýþtýr. Benzer artýþlar Dinyeper ve Dinyester Nehirleri'nde de görülüyor. Üstelik, Dinyeper hâlâ 1986 Çernobil Nükleer Santrali kazasýndan kaynaklanan radyoaktif kirliliði de taþýyor.


      Polikarpov ve arkadaþlarý (1992), Dinyeper Nehri ile Karadeniz'e boþalan radyonüklidlerden sadece Sr-90 (Stronsiyum-90) aktivitesini 1987, 1988 ve 1989 yýllarýnda (Çernobil kazasýndan sonraki yýllar) sýrasýyla 14.7, 14.0 ve 9.9 TBg (398, 380 ve 268 Curie) olarak ölçmüþler ve 1988 yýlýnda Tuna Nehri Üzerinden Karadeniz'e ulaþan Sr-90 aktivitesinin Dinyeper Nehri ile ulaþan aktivitenin yarýsýna eþit olduðunu hesaplamýþlardýr.


      Sr-90 Karadeniz'de yaþayan fiziksel, kimyasal, biyolojik ve radyoaktif kirlenmenin küçük bir bileþenidir ve Karadeniz yukarýdaki çalýþmada görüldüðü gibi çevresindeki ülkeler ile Karadeniz'e açýlan nehirlerin geçtiði ülkelerde üretilen kirlenmenin etkisi altýnda bulunmaktadýr.


      Ayrýca, Tuna Nehri'ndeki kirliliðin, Yugoslavya'daki savaþ (Kosova Savaþý-1999) sýrasýnda "çok büyük ölçüde" arttýðýný saptamýþ bilimadamlarý.


      Birleþmiþ Milletler Çevre Programý (UNEP) ve Ýnsan Yerleþimleri Merkezi'nin (HABITAT) oluþturduklarý Balkan Geçici Ýþbirliði Gücü (BTF)'nin, bölgede yaptýrdýðý çalýþma sonuçlarýna göre, Sýrbistan'ýn Pançevo, Kraguyevaç, Novi Sad ve Bor bölgelerinde dioxin, civa, PCB ve diklorid kirlenmesi "acil mÜdahaleyi gerektirecek boyutlara" ulaþmýþ. BM'e 30 Eylül'de verilen bu raporun bulgularýna 22 Eylül 1999'da Ýstanbul'da, TAEK ‚ekmece Nükleer Araþtýrma ve Eðitim Merkezi'nde yaptýðý toplantýda deðinen Macaristan Su Kirliliði Enstitisü Müdürü Dr. Peter Literathy, Tuna Nehri'ne kurduklarý 12 istasyondan aldýklarý verilerin, savaþ sonrasýnda kimyasal kirliliðin "çok büyük ölçüde" arttýðýný gösterdiðini, bu kirliliðin Karadeniz'i de kýsmen etkileyeceðini vurguladý. Dr. Literathy, Yugoslavlaya'daki savaþ sýrasýnda pek çok sanayi kuruluþunun bombalandýðýný, buralardan sýzan kirleticilerin Tuna'yý ve Karadeniz'i kirletmeyi sürdürdüðünü ortaya koydu.


      BM'nin açýkladýðý raporda Sýrbistan'ýn 4 bölgesinde saptanan hem Tuna'yý hem de havayý etkileyen aþýrý kimyasal kirlenmenin hemen durdurulmasý için insani yardýmýn çevreyi de içine alacak þekilde geniþletilmesi de istendi. Ayrýca savaþ sýrasýnda kullanýlan uranyumlu silahlarýn insan saðlýðý ve çevre için oluþturduðu tehlikenin boyutlarýnýn saptanmasý için NATO'nun açýklama yapmasýnýn gerektiði de vurgulandý.


[img#http://st.fatih.edu.tr/~cenkakman/tablo10.jpg#]

Savaþýn kirlilik etkilerinin ortadan kaldýrýlmasý için yapýlmasý gerekenlerin tartýþýldýðý sýralarda, Tuna Karadeniz'i bir baþka felaketle karþý karþýya getirdi: Romanya'nýn Baia Mare bölgesindeki altýn madeninde atýk havuzunda bekletilen siyah nürün, toprak kaymasý sonucunda (30 Ocak 2000) suya karýþmasýyla neden olduðu çevre felaketi, Tisa Nehri aracýlýðýyla, Tuna'daki doðal yaþamýn %80'ini ortadan kaldýrdý. "Çernobil faciasýndan sonra Avrupa'da yaþanan en büyük çevre felaketi" olarak nitelenen olayda Tuna'ya karýþan siya-nürlü sular Karadeniz'e aktý. Nehirdeki siyanür oranýnýn, normalden 20 kat fazla olduðu ve kirliliðin etkisinin en az 10 yýl süreceði ileri sürüldü. Sorun hakkýnda Prof. Dr. Ahmet Samsunlu (ÝTÜ Çevre MÜh. Böl.) þu deðerlendirmeyi yaptý:


      "...bu olay, Tuna Nehri'nin taþýdýðý kirlilik ve potansiyel tehlikenin Karadeniz, Ýstanbul Boðazý ve Marmara Denizi için ne kadar önemli olduðunu bir kez daha göstermiþtir. Tuna Nehri tüm Orta ve Doðu Avrupa ile Balkanlar'ýn endüstri ve evsel atýk sularýnýn boþaltýldýðý bir yüzeysel su olup son derece kirlidir. Bu kirlilik Karadeniz ve Boðazlar yoluyla Marmara Denizi'ne taþýnmaktadýr. Ülke olarak Tuna'daki kirliliðin uluslararasý boyutunu ön plana çýkararak önlenmesi yolundaki gayretlerin artýrýlmasý gerekir. Afyon'da gümüþ elde edilmesinde siyanür kullanýlmaktadýr. Bergama'da ise altýn elde edilmesinde kullanýlmasý planlanmýþtýr. Bu olaydan ders çýkarýlmalý, alýndýðý iddia edilen önlemlerin Romanya'da olduðu gibi yetersiz kalabileceði dikkate alýnmalý ve mevcut yapýlar gözden geçirilmelidir."


      Öte yandan, Karadeniz'e açýlan nehirlerden en büyük kirlilik kaynaðÝ olan Tuna, Karadeniz'i kirletmekle kalmamakta, Ýstanbul Boðazý kanalýyla Marmara'yý da kirletmektedir:


      "...Tuna çýkýþ aðzýnda denizdeki AKM ve CHL-A miktarlarý Türkiye kýyýlarýna ulaþýncaya kadar önemli oranlarda azalma gösteriyor ise de, bu azalmýþ miktarlarýn bile, 20.000 m3/sn'ye ulaþan Boðaz üst suyu kanalý debisi ile birlikte Marmara Denizi'ne büyük kütlesel girdileri olduðu söylenebilir. Ayrýca, su içinde çözünmüþ ve suyun yansýtmasýna etki eden kirlilik parametreleri için de düþünüldüðünde, Karadeniz'in Ýstanbul Boðaz'ý üstsuyu kanalýyla Marmara Denizi'ne boþalttýðý yükler, günde: 20 ton inorganik azot, 20 ton fosfor, 300 ton silika olarak tahmin edilmiþ ve bu yüklerin Tuna nehrinden Karadeniz'e boþaltýlan, radtoaktif metallerin su ortamýndaki besin zincirinde birikerek ornanizmadan organizmaya artan konsantrasyonlar halinde taþýnmasý sonucu toksik etkilerden ötürü çeþitli hastalýklar ortaya çýkmaktadýr.."

Ayrýca havza ülkelerinden 150 milyon ton katý malzeme erozyon yoluyla Karadeniz'e taþýnýyor; bunun sadece 17 milyon tonu Türkiye'den. Karasal kaynaklý kirleticilerin % 75'i Tuna Nehri'nden, % 20'si Baðýmsýz Devletler Topluluðu'ndaki nehirlerden, geri kalan % 5'i de TÜrkiye ve Bulgaristan nehirlerinden geliyor Karadeniz'e.


      Prof. Dr. Barýþ Mater, bu konudaki geniþ incelemesinde ayrýntýlý bulgularý sýraladýktan sonra sorunun boyutlarýný þöyle vurguluyor: "Karadeniz, çevresindeki ülkelerde yoðun tarýmsal faaliyet ve yüksek miktarlarda kullanýlan tarým ilaçlarý tarafýndan da kirlenmektedir. Bazý tarým ilaçlarýnýn, aðýr metallerin ve radyoaktif metallerin su ortamýndaki besin zincirinde birikerek organizmadan organizmaya artan konsantrasyonlar halinde taþýnmasý sonucu toksik etkilerden ötürü çeþitli hastalýklar ortaya çýkmaktadýr.

[img#http://st.fatih.edu.tr/~cenkakman/tablo12.jpg#]
Karadeniz kýyý bölgesi her geçen gün artan bir oranda geliþmekte, yeni yerleþim ve sanayi tesisleri yapýlmaktadýr. Buradan çýkan ve çýkacak olan evsel ve endüstriyel atýklar giderek Karadeniz'e daha fazla baský yapacaktýr. Ukrayna ve Rusya Federasyonu'ndan Karadeniz'e dökülen kuzeydeki akarsular Üzerinde yapýlan barajlar büyük ölçüde suyun tutulmasýna neden olmaktadýrlar. Kullanýlan suyun % 50'si yeterli bir arýtmadan geçirilmeden bu akarsulara deþarj edilmektedir. Aþýrý oranda kirlenen akarsular Karadeniz'deki biyolojik hayatýn olumsuz etkilenmesine neden olmaktadýrlar. Kirlilik, ekonomik deðeri olan pek çok balýk türlerinin yavaþ yavaþ yok olmasýna neden olmaktadýr. Bir taraftan atýklar yolu ile yüksek oranda besin maddelerinin deþarj yoluyla doðrudan Karadeniz'e boþalmasý, diðer yandan yüksek organik madde yüklü çeþitli þekillerde kirletilmiþ akarsular Karadeniz'deki ötrofikasyon olayýnýn hýzla geniþ alanlara yayýlmasýna neden olmaktadýr. Nitekim, Karadeniz'deki hýzlý ekolojik deðiþim, birçok yerde, su ürünlerinde kitlesel ölümlere yol açarak tehlike sinyallerini vermeye baþlamaktadýr.


      Bugün özellikle kuzey akarsularýnýn kesilen sularýnýn tekrar Karadeniz'e aktarýlmasý projesinin gündeme gelmesi ile hey yýl 70 - 95 km3 suyun Karadeniz'e eklenmesi saðlanacak

[img#http://st.fatih.edu.tr/~cenkakman/tablo13.jpg#]                               [img#http://st.fatih.edu.tr/~cenkakman/tablo14.jpg#]
« Son Düzenleme: 24 Mart 2007, 18:57:06 Gönderen: admin »

Mühendis Forum

Türkiyede Çevre Sorunlarýna Yaklaþým
« : 24 Mart 2007, 05:04:21 »

Çevrimdışı nusret1992

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 3
    • Profili Görüntüle
Ynt: Türkiyede Çevre Sorunlarýna Yaklaþým
« Yanıtla #1 : 08 Mart 2008, 00:54:23 »
çevremizi korumalýyýz insanlarý bilinçlendirmeliyiz yazý için teþekkürler