Gönderen Konu: RÜZGAR ENERJİSİ GELİŞMELERİNİN GENEL DEĞERLENDİRME  (Okunma sayısı 15548 defa)

Çevrimdışı fulya

  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 26
    • Profili Görüntüle
Rüzgar enerjisinin dünya enerji sektöründeki yeri ve gelişmelerine bakılacak olursa, rüzgar gücü yatırımlarının iki farklı yaklaşımla gerçekleştiği veya desteklendiği görülecektir. Birinci yaklaşım, gelişmiş batı ülkelerinin çevresel kaygıların ön plana çıkmasıyla ve uluslararası imzalanan protokol şartlarının sağlanması amacıyla çevre politikalarıyla uyumlu enerji politikalarının çerçevesinde rüzgar enerjisinin desteklenmesi eğilimi iken, diğer hakim yaklaşım ise gelişmekte olan ülkelerin hızla artan enerji gereksinimlerini karşılamada kaynak çeşitliliğine gitme, dışa bağımlılıklarını azaltma, kaynağa kolay-çabuk ve ucuz erişme anlamında rüzgar enerjisine yönelme eğilimidir.

Yaklaşım ne olursa olsun, rüzgar gücünün hızla benimsenmesinin en temel sebebi ise teknolojinin giderek ucuzluyor olmasıdır. Teknolojik gelişmeler günden güne yeni olanaklar sunarken, sektöre yönelik bilgi ve deneyim birikimi oluşmakta, teknolojinin transferi kolaylaşmakta ve risk koşulları azalmaktadır. Rüzgar enerjisi, teknolojinin sayılan özellikleri itibarı ile gelişmekte ülkeler için tercih edilebilecek bir seçenek haline gelirken, gelişmiş ülkelerin hedefledikleri karbon emisyonları seviyelerine ulaşmak, sera etkisini azaltmak diğer bir deyişle elektrik üretim sürecinden kaynaklanan emisyonları azaltmak girişimlerini ucuz çözümlerle gerçekleştirmeleri olanağını sunmaktadır.

Rüzgar enerjisi projelerinin artan gelişimleri hiç kuşkusuz kendiliğinden oluşmamıştır, diğer bir deyişle sadece ulaşılması gereken karbon emisyonu seviyesi ve/veya kurulacak kapasite güç hedefleri bir anda piyasanın ve yatırımların yaratılmasına yeterli değildir. Kaldı ki ülkemizi örnek verecek olursak yatırımları, pazarı bu anlamda yönlendirecek, ivme kazandıracak hedeflerin hiçbiri bulunmamaktadır. Ancak tutarlı, dengeli ve amacına uygun gelişmelerin sağlanabilmesi, hedeflere ulaşılabilmesi için hükümetlerin özendirici, yönlendirici ve destekleyici olması ve uygun koşulları hazırlaması gerekmektedir.

Bu koşulların oluşturulmasında kullanılan yöntemler ülkeler itibari ile farklılık göstermektedir. Uygulanan tüm yöntemler temel iki yaklaşım altında toplanacak olursa; [1]

• Piyasanın oluşturulması ve sermayenin dolaşımının sağlanması,

• Sermayenin yaratılması ve piyasadan alınması

A.B.D.’nin çeşitli eyaletlerinde uygulanan Yenilenebilir Portfolyo Standartları (RPS) –ki üretimin belirli bir oranının yenilenebilir kaynaklardan oluşmasını gerektirmektedir; Almanya’da yürürlükte olan ‘elektrik besleme yasaları’, birçok ülkede sağlanan rüzgar gelişimi imtiyazları, ve ‘yeşil pazar sertifikaları’ piyasanın oluşturulması yaklaşımının örnekleridir. Diğer yandan, üretim kredileri, vergi politikaları, Non Fossil Fuel Obligation gibi uygulamalar ise sermayenin yaratılması yaklaşımına örnek olarak verilebilir. Merkezi üretim düzeyinde, öncelikle piyasanın oluşturulması daha etkin bir yöntem olarak gösterilmektedir.

Diğer yandan, eklemek gerekirse rüzgar enerjisinin desteklenmesinde çevresel ve enerji üretimi hedeflerin yanı sıra endüstriyel ve ekonomik büyüme ve bunlara paralel olarak işgücü yaratımı hedefleri de büyük önem taşımaktadır.

Rüzgar gücü gelişimleri; 200 kW bağımsız türbinlerden, 5MW’a kadar türbin gruplarından oluşan, özel şahıs mülkiyetinde, şebeke bağlantısız sistemler ve büyüklükleri 5 MW – 100 MW (veya daha fazla ancak yaygın olarak 20-50MW) olan ticari amaçlı rüzgar tarlaları biçiminde gerçekleşmektedir. Büyük/orta ve küçük ölçekli rüzgar projeleri uygulamalarının piyasadaki dağılımlarının yıllar itibari ile değişimine bakılacak olursa; 1995’lerden itibaren dünya pazarının % 75’ini oluşturan küçük ölçekli, şebeke bağımsız, özel girişimlerin oranı % 46’lara gerilerken, % 24 oranındaki ticari veya hizmet işletmeciliği rüzgar çiftliklerinin gelişim oranı toplam projelerin % 53’ünü oluşturmaktadır. [2]

Dağılımlardaki değişim şöyle yorumlanabilir: teknolojinin gelişmesi ve yaygınlaşması, kapasitenin artması sektöre olan güveni arttırmaktadır ve sektörün karlı hale gelmesi ticari amaçlı girişimlere ivme kazandırırken, maliyet açısından kabul edilebilir olması gelişmekte olan ülkelerde uygulanan projelerin de artmasını sağlamaktadır. Genel olarak, elektrik hizmet sektörünün merkezi yönetimin kontrolünde olduğu ülkelerde daha çok büyük/orta ölçekli rüzgar tarlalarının kurulması tercih edilirken, serbest piyasa ekonomisinin hakim olduğu ülkelerde küçük ölçekli, bağımsız, özel kullanımların yaygın olduğu görülmektedir.

Sektörün gelişimine sosyal açıdan bakılacak olursa, gözlerden ırak geleneksel, enerji santrallerinden farklı olarak her an karşımıza çıkabilecek, açık alanlara doğaya serpiştirilmiş türbinler, alışılagelmiş tüm yapı biçimlerinden farklı bir form, yatay hareket akışlarının aksine dikey formda dairesel dönme hareket biçimiyle görsel anlamda, psikolojik boyutta tepkilerin oluşmasına sebep olmuştur. Bu tepkiler yaşam-çevre-algı kaygıları temelli olabildiği gibi, bilgi ve bilinç eksikliğinden kaynaklanan bir reddediş şeklinde de olabilmektedir.

Enerji gereksiniminin güvenli, yeterli ve sürekli temininin doğal kaynakların gelecek nesillere aktarılır, tükenir kaynakların korunur ve üretim-tüketim süreçlerinin çevresel etkilerinin azaltılır şekilde gerçekleştirilmesinde en temel gereklilik “toplumsal bilincin”, “çevre duyarlılığının” oluşması/oluşturulmasıdır. Gerekli ekonomik, yasal ve yönetsel değişimlerin gerçekleşebilmesi için karar vericilerin, politikacıların, yatırımcıların ve kullanıcıların bu bilince ve duyarlılığa sahip olması gerekmektedir. Sosyal yapıdaki direnç, bilinç düzeyinin zayıflığı projelerin hayata geçirilmesini yavaşlatmaktadır. Çevresel maliyetlerini içermeyen geleneksel enerji sistemlerine görece pahalı olan yeni ve yenilenebilir enerji sistemlerinin tercih edilebilirliği ancak çevre duyarlı toplumlarda önemli bir seviyeye ulaşabilmektedir. Çevresel duyarlılık bir yaşam biçimi haline geldiğinde, kişiler veya toplumlar eski alışkanlıklarından vazgeçebilmekte ve yenilikleri, teknolojik gelişmeleri benimseyebilmektedirler. Bu noktada, eğitim büyük önem kazanmaktadır. Bilinçli ve duyarlı kullanıcı /tüketici piyasayı bu yönde canlandırabileceği, talepte bulunabileceği gibi, karar verme sürecinde de yer alarak gelişmelerde yönlendirici olabileceklerdir.

Ancak şu da belirtilmelidir ki, halk katılımının sağlıklı ve etkin bir şekilde gerçekleşmesi “yerelleşme” düzeyine bağlı olarak gerçekleşmektedir. Yerelleşme, sürdürülebilir kalkınmanın, demokratikleşme sürecinin de gerekliliği olduğu gibi, yerel yönetim sınırları enerji sektörünün içinde bulunduğu dönüşümler -özelleşme, serbestleşme ve yenilenebilir enerji kaynaklarının lokal kaynaklar olup, yerinde üretilmesi ve tüketilmesi özellikleri ile, ve aynı zamanda yerel çevre değerlerine sahip çıkma, çevreyi-doğayı koruma boyutlarında en etkin eylem alanını oluşturmaktadır. Enerji sektörü ile yerelleşme ilişkisi, yerel yönetimlerin enerji alanında karar verme, yönlendirme, uygulama yetkilerine sahip olması anlamına gelmektedir.

TEMIZ RÜZGAR ENERJISININ ÇEVRE UYUMLU GELIŞIMI

Biliniyor ki, birincil enerjinin yenilenebilir bir kaynak olması durumunda dahi, kullanabilir enerjiye çevrimi süreci kaynağın niteliklerine göre farklı çevresel etkilere, sorunlara sebep olmaktadır. Bu kabul, oluşan veya oluşabilen etkiler göz ardı edilemeyeceğini gerektirmektedir.

Rüzgar enerjisinden elektrik üretim sürecinin karbon-bağımsız olması, yani atmosfer kirliliğine sebebiyet vermemesi nedeniyle bu kaynak“temiz enerji” olarak nitelendirilmektedir. Çevre sorunları, çevre kalitesi salt ‘atmosfer, hava ve su kirliliği’ veya ‘karbon emisyonları’ boyutlarında ele alındığında, rüzgar enerjisinin temiz bir enerji kaynağı olduğu doğru bir saptamadır. Bu koşulda, yeryüzünde rüzgar hızlarının olanak verdiği her noktayı türbinler ile donatmak fikrini savunmak durumundayız. Hiç kuşkusuz, böyle bir savunu gerçekçi olmayacaktır. Kesintili bir kaynak olduğu ve dünya enerji gereksinimini tek başına karşılayamayacağı gerçekleri bir kenara bırakılırsa, giderek ucuzlayan teknolojinin bilinçsizce tüketilmesi, tıpkı fosil yakıtların zararları göz ardı edilerek, yıllar boyu, sınırsızca kullanılmasında düşülen hataları farklı boyutlarla doğuracaktır.

Kavramsal tartışmaya geri dönülecek olursa, çevre sorunları, çevre kalitesi kavramlarının geniş kapsamları itibari ile ‘temiz rüzgar enerjisinin çevre uyumlu rüzgar projeleri uygulamaları şeklinde geliştirilmeleri’ vurgusunun yapılması gerekmektedir. Bu uygulamalar olası ekolojik etkileri, manyetik alan etkisini, kuş hayatına ve olası erozyon ve aşınma etkilerini göz önünde tutarken, türbinlerin hareketli gölgeleri, yansıma ve gürültü emisyonu etkilerini proje tasarımı sırasında çözmelidir. Bugün en çok üzerinde durulan konu ise rüzgar santrallerinin veya türbin gruplarının görsel etkisidir. Görsellik, estetik subjektif bir olgudur. Ancak temel kriter, doğaya uyumlu bütünleşmiş bir görsel etkinin yaratılmasıdır. Endüstriyel bir etkinin oluşumu türbin tasarımı, yer seçimi ve uygun yerleştirme ile engellenebilir. Bilgisayar ortamında yaratılacak simulasyonlarla, 3-d programların yardımıyla bu etkiler test edilebilir, alternatif yerseçimleri veya türbin dizilim tasarımları arasından en uygunu seçilebilir.

Rüzgar enerjisi projelerinin çevreyle uyumlu, duyarlı gelişimlerinin sağlanmasında yerel ve bölgesel fiziksel planlama çalışmaları; elek haritalar, arazi kullanım yaklaşımları, planlama ve tasarım kriterleri önemli bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün, Avrupa ülkelerinde birçok yerel yönetim idaresi merkezi hükümetin verdiği yetki ve destekle, ulusal politikaların, bölgesel hedeflerin karşılanmasında bu aracı etkin bir şekilde kullanmaktadır. Yine A.B.D ‘nin birçok eyaletinde Resource-Integrated Management adı altında benzer yaklaşımlara rastlanmaktadır.

Planlar ve ilgili yönetmelikler rüzgar enerjisi gelişimlerinin denetlenmesini, değerlendirilmesini sağlarken aynı zamanda teşvik edici olabilmektedir. Denetleyici, değerlendirici ve teşvik edici olabilecek bu planların nasıl üretileceği, içeriklerinin ne olacağı önemli bir konudur. Planların işlerlik kazanabilmesi için rüzgar santrallerinin hangi kriterler doğrultusunda değerlendirileceği, planların çevresel değerleri nasıl ölçeceği, bu değerlerle bölgesel rüzgar hedeflerinin nasıl karşılaştırılacağı, özellikle de görsel etkinin ölçülmesi, azaltılmasında nasıl bir yöntem uygulanacağı konularına açıklık getirilmesi, planlama sürecinin detaylı bir şekilde tanımlanması gerekmektedir.

RÜZGAR ENERJISI GELIŞIMLERI IÇIN FIZIKSEL PLANLAMA PROSEDÜRÜ ve YEREL YÖNETIMLERIN ROLÜ

Rüzgar enerjisi uygulamaları ve gelişimlerin çevresel etkileri konuları temel olarak ‘arazi kullanım ilişkileri/uygunluğu’ bağlamında fiziksel planlamanın bir problemi olarak ele alınabilir. Rüzgar enerjisinden elektrik üretiminin bir kara parçası üzerinde gerçekleşmesi, yer seçtiği alanı yeni bir arazi kullanım biçimine dönüştürmektedir. (Bugün ülkemizde, rüzgar santrali gösterimi 1/25 000 ölçekli Alaçatı Çevre Düzeni Planı’nda bir arazi kullanım lejantı olarak yerini almıştır)

Arazi kullanım planlaması, farklı arazi kullanımlarının (ulaşım sistemi, konut alanları, sanayi alanları, koruma alanları, vs. gibi) birbirleriyle ilişkilerinin kurulmasını, arazi kullanımlarının mekansal düzenlemelerini içerir. Bu düzenlemeler her bir kullanımın yer seçim ve tasarım kriterleri doğrultusunda yapılmaktadır. Bu durumda, bir arazi kullanım biçimine dönüşen rüzgar gücü alanlarının yer seçim ve tasarım kriterlerinin belirlenmesi gerekmektedir ki, bu kriterler çevresel etkileri minimize edecek şekilde belirlenmektedir.

Arazi kullanım ilişkilerine geçmeden önce belirtmek gerekiyor ki, noktasal olmayan yayılmış bir formda olan enerjinin engelsiz ortamda toplanmasıyla elektriğin üretilmesi, geleneksel sistemlerde kullanılan birim elektrik üretimi başına alandan çok daha fazla alanlar gerektirmektedir. Büyük arazi gereksinimi projenin arazi maliyetini arttırmaktadır ve gerekli büyüklükteki arazinin elde edilmesi kamulaştırma veya kiralama yoluyla sağlanmaktadır.

Büyük alanlar gerektiren büyük ve orta ölçekli rüzgar tarlaları yaygın olarak yerleşmeler dışındaki, uzak, açık alanlarda, kırsal alanlarda yer seçmektedir. Kırsal alanlarda yer seçtiği durumlarda, rüzgar türbinlerinin kurulduğu alanın toplam proje alanının yaklaşık % 2 ‘sini kaplaması itibarı ile tarımsal faaliyetin devamını, arazinin ikili kullanımını sağlamaktadır.

Rüzgar santralleri tarımsal arazi kullanımı ile uygunluk gösterirken, diğer açık ve doğal alanlarda yer seçimleri durumunda arazinin mevcut kullanımı ile çelişki gösterebilmektedir. Rüzgarın bol, hızının yeterli olduğu alanlar çoğu zaman doğal niteliği korunacak alanlar, milli parklar, özel nitelikli alanlar, arkeolojik ve tarihi alanlarla çakışmaktadır. Arazi kullanım çelişkilerini ortadan kaldırmak veya arazi üzerindeki rekabeti minimize etmek için öncelikle rüzgar haritasının ve bölgesel planların üst üste oturtulması, uygun yerleşilebilir alanların belirlenebilmesi için eşik paftalarının üretilmesi gerekmektedir. Yerleşim alanları, koruma alanları gibi sakıncalı bölgelerin çıkartılmasından sonra geriye kalan rüzgarlı alanlar rüzgar gücü girişimleri için uygun alanları oluşturacaktır. Böyle bir çalışmanın olmadığı durumlarda veya bölgesel hedefleri sağlama konusunda kaçınılmaz ise, sözü edilen koruma alanlarında rüzgar santrallerinin kurulabilmeleri ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerine, izinlerine bağlıdır. Ancak bu kurum ve kuruluşların rüzgar çiftliklerinin kurulmasına dair çerçevesi net olarak çizilmiş mevzuatları oluşturmaları gerekmektedir.

Çelişen arazi kullanım sorunu ülkemizde ‘1. derece doğal sit alanlarında rüzgar santrallerinin kurulup, kurulamayacağı’ konusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Konuya ilişkin yasal düzenlemenin eksik olması girişimcileri zor durumda bırakmaktadır. Alaçatı rüzgar tarlasının yerleştiği tepelik alan, revizyon öncesi 1/25 000 planda 1. derece doğal sit alanı sınırları içinde kalmaktaydı, ancak tartışmalar santral işletilmeye başlandıktan sonra gündeme gelmiştir. Bozcaada rüzgar çiftliğinin kurulması izninin alınması aşamasında ise girişimci, bu konuyla ilgili olarak ciddi problemler yaşamıştır.

Rüzgar santrallerinin konut alanları, ulaşım arterleri gibi diğer arazi kullanımlarla ilişkileri ve türbin gruplarının yer seçimleri, micro-siting, türbin özellikleri itibari ile özellikle görsel ve gürültü etkilerine yönelik kriterler Danimarka’da yürütülmekte olan planlama prosedürü üzerinden aktarılacaktır.

1993 yılında Ingiltere’de hükümetçe çıkartılan “Planning Policy Guidance Note 22” özellikle rüzgar enerjisi politikalarını ortaya koyarken, gelişmelerin açık, yerleşmelerden uzak ve daha çok kırsal alanlarda gerçekleşmelerine ve türbinlerden kaynaklanan gürültü emisyonu yapısına yönelik tanımlar getirmiştir. Diğer yandan, proje başvurularının değerlendirme kriterleri yer seçim, rüzgar kaynağı özellikleri, alanın mevcut özellikleri, tahsisli-düzenli koruma alanları, görsel etki, gürültü etkisi, ekolojik etkiler, arkeolojik alanlar, manyetik alan etkileşimi, trafik yönetimi, turistik ve rekreasyonel etkiler ve küresel çevresel etkiler olarak belirlenmiştir. [3]

Yine aynı yıl Danimarka hükümetinin yürürlüğe koyduğu planlama prosedürü oldukça detaylıdır. Böyle bir prosedürün oluşturulması için temel gereklilik eski teknolojiyle kurulmuş olan küçük ölçekli çok sayıda türbin içeren rüzgar tarlalarının görsel ve gürültü anlamında ciddi problemlere sebep olmasıyla, yöre halkının artan tepkisi ve direncidir.

Çevresel etkilerin azaltılması ve düzenli gelişimin sağlanması amacıyla hazırlanan planlar rüzgar tarlalarının arazinin mevcut doğal yapısına peyzajına en uygun şekilde yerleştirilmesi koşulunu getirmektedir. Topografyanın düz ve açık olduğu alanlarda türbinler basit ve kolay algılanabilir geometrik dizilimde konumlandırılmalıdır. Eğimli arazilerde ise türbinler eğim çizgilerine paralel, doğal dokuya, yapıya uyumlu bir şekilde yerleştirilmelidir. Rüzgar tarlasının büyüklüğü ve yoğunluğu seçilen alanın taşıma kapasitesine uygun olmalı ve türbinlerin kümülatif etkileri endüstriyel bir etkiden uzak olmalı, doğayla bütünleşmiş doğal bir görsel etki yaratmalıdır.

Ringkobing-Danimarka örneği: [4]

Ringkobing belediyesi sınırları içinde, 1988 yılında kurulmuş, güçleri 75 kW ile 220 kW arasında değişen 100 türbinden ve güçleri 225 kW olan 29 türbinden oluşan iki rüzgar tarlası enerji talebinin % 40 -% 45’ini karşılarken, Ringkobing ilçe yönetimi tarafından hazırlanan bölge planı, belediyenin mevcut kurulu gücünü 12 MW daha arttırılmasını, diğer bir deyişle toplam kurulu gücün 40 MW olması hedefini koymuştur. Bu hedefe ulaşmak üzere, bölge planı koşulları doğrultusunda belediye, detaylı yerel kent enerji planını hazırlamıştır. Planlama çalışmalarında temel amaç öncelikle halkın tepkisini giderecek yönde, yani çok sayıda kafes direk türbinlerin görsel ve gürültü etkilerini azaltacak yönde gelişmelerin sağlanmasıdır.

Hazırlanan planda türbinlerin oturtulacağı kesin noktalar, maximum yükseklikler, kapasite ve renklere kadar belirleyici kararlar yer almaktadır. Plan ancak üçüncü girişimde onaylanabilmiştir. Planın ilk hali sadece mevcut türbinlerin yenilenmesini önermektedir. Kapasite artırımına gidilmediği, hedefe ulaşılmadığı için ilçe yönetimi planı onaylamamıştır. Plan ikinci kez ele alındığında öneri birçok yeni rüzgar tarlalarının sunumu halkın ağır politik baskısına maruz kalmıştır. Final plan, 8 hafta kadar bir süre halkın görüşüne açık bırakıldıktan sonra çoğunluk kararları doğrultusunda son halini almış ve 1997 yılında, ilçe yönetimince onaylanmıştır. Planın son hali mevcut türbinlerin yenilenmesi, kapasitelerinin arttırılması ve 8 adet 1.65 MW türbinin yeni üç alana dağıtılmasını içermektedir.



Plan koşulları:

• Max. türbin yüksekliği; kıyıya yakın alanlarda 70 m.

kıyıdan uzak alanlarda 75 m.

havaalanı yakınlarında 50 m.



Yüksekliği 100 - 120 m olan öneri 1.65 MW türbinler, max. yükseklik sınırları dışında kalmaktadır. Bu yüksekliklere ilişkin alınan karar, planın uygulaması gecikecektir.

• Konutlara min. mesafe; yapılaşmış alanlarda 500 m.

tek konut birimine 300 m.

• Bir türbin veya türbin grubuyla diğer türbin veya türbin grupları arasında 2 km. mesafe bulunmalıdır.

• 35 kW altındaki küçük ölçekli özel kullanıma yönelik türbinlere genel olarak izin verilmekle birlikte, konut alanları içinde 45 dB(A) gürültü sınırı sağlanmak zorundadır.

Danimarka örneklerinde rastlanan ilginç bir uygulama ise kiliselerle ilgilidir. Geleneğe göre, bir köydeki kiliseden bakıldığında diğer köydeki kilisenin görülmesi gerekliliği, 500 m.lik görüş açısı ve aks üzerinde türbinlerin yer almaması koşulunu getirmektedir, hatta bu mesafenin 1-2 km.ye çıkarılması talep edilmektedir.

Yukarıda belirtilen sınırlayıcılar, türbinlerin gölge, yansıma, gürültü ve görsel etkileri azaltmak ve kontrol etmek amacıyla hazırlanmaktadır. ABD eyaletlerinde uygulanan prosedürlerde komşu parseller itibari ile parsel bazında yaklaşma sınırları verilmektedir. Parsel sınırına, binalara veya demiryolu ve karayollarına yaklaşma sınırları türbin yükseklikleri üzerinden belirlenmektedir. Örnek verecek olursak, otobana yaklaşma sınırı 6 * Toplam türbin yüksekliği, konut birimine uzaklık 3 * toplam türbin yüksekliği olarak verilmektedir. [5]

SONUÇ

Metnin içeriği itibari ile ülkemizdeki rüzgar enerjisi gelişim koşullarını değerlendirecek olursak, 90’lı yılların ortalarından sonra hareketlenen gelişimlerin sonucunda bugün Alaçatı ve Bozcaada’da kurulmuş iki rüzgar tarlası, Germiyan’da 3 türbinden oluşan otoprodüktör bir santral, Alaçatı’da rüzgar çifliklerinde küçük ölçekli kullanımlar bulunmaktadır. Diğer yandan onay almış toplam 16 rüzgar tarlası projesi yanı sıra, küçük ölçekli özel kullanıma yönelik talepler oluşurken, yine küçük ölçekte türbin üretimi de başlamıştır.

Batı ve güneybatıdaki potansiyel rüzgar alanlarının varlığı, yerli ve yabancı girişimcilerin yatırım isteği, bilinçli kullanıcıların talepleri rüzgar enerjisi piyasası oluşumunun temel faktörleri gibi görünmektedir. Hükümetin destekleyici, yönlendirici ve teşvik edici olarak piyasanın oluşumunda ne kadar etkin ve istekli olduğu tartışılabilir. Proje geliştirme, yatırım koşulları, onaylama ve uygulamaya yönelik ciddi yasal boşluklar bulunmaktadır. Içinde bulunduğumuz ekonomik kriz, siyasi istikrarsızlık, yasal ve yönetsel boşluklar, enerji sektörüne güvensizlik başlangıçtaki ivmeyi yavaşlatmıştır.

Rüzgar enerjisinin bir şekilde desteklenmesindeki temel amaç ise çevresel kaygılardan çok enerji gereksinimini karşılamada kaynak çeşitliliğine gitmek ve yerel kaynaklardan yararlanmaktır. Ulaşılması hedeflenen toplam kapasite güç gibi bir politikanın olmadığı gibi, çerçevesi net olarak çizilmiş bir ulusal rüzgar enerjisi politikası da bulunmamaktadır. Dolayısıyla ülkemizde rüzgar enerjisi potansiyelinin yüksek, ancak içinde bulunduğumuz dönem itibariyle gelişimin istikrarlı, düzenli, kararlı olmadığını söyleyebiliriz.

Eğer rüzgar enerjisi bir alternatif olarak değerlendirilecek, kullanılacak ise sektörün yaşamakta olduğu durgun dönem içinden çıkıp canlanana kadar veya canlanması için gerekli olan tüm yasal, yönetsel, ekonomik düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bu arada yatırımların çevre boyutuna verilen önem artırılmalı ve bu yönde de çalışılmaların düzenlenmesi gerekmektedir. Sadece rüzgar haritasına bağlı kalınmaksızın bölge planlarının hazırlanması, eşik haritaların oluşturulması ile uygun yer seçim alanları belirlenmeli ve bu alanların taşıma kapasitelerinin göz önünde tutulması gerekmektedir.

Mevcut sistemde ve planlama pratiğinde böyle bir çalışma 1/ 25 000 Çevre Düzeni Planı kapsamında ele alınabilir. Belirlenecek yer seçim, yapılaşma ve tasarım kriterleri doğrultusunda, Çevre Düzeni Planı’na uygun olarak 1/5 000 nazım Imar Planları rüzgar santrallerini bir arazi kullanım biçimi olarak düzenleyebilir. Diğer yandan yerleşme bölgelerinde geliştirilebilecek küçük ölçekli özel kullanımları yönlendirecek kararların da alınması gerekmektedir.

Bugünkü koşullarda fazlasıyla detaymış gibi görünen çevresel etkiler ve gelişmelerin fiziksel planlama boyutunda ele alınması vurgusu ütopik bir yaklaşım olarak görülebilir. Ancak teknolojiyi transfer ederken, referans uygulamalar tüm boyutları ile incelenmeli, yaşanılan olumsuzluklar hatalar göz önünde tutulmalıdır. Hastalanmadan önlem almak en etkin tedavi yöntemidir.

ALINTI
« Son Düzenleme: 02 Aralık 2014, 16:06:14 Gönderen: admin »

Mühendis Forum